VICIK VICIK BİR SİYASET [ M. Zihni Çetiner ]
12-Eylül-1982 seçimlerinden sonra iktidar olan Turgut Özal bir gün “anayasayı bir kere delmekle bir şey olmaz” demişti. İşte siyasetteki cıvıma, o gün başlamış oldu. Çünkü, toplumsal uzlaşmanın temel taşları olan anayasa maddeleri, çocukların oynadıkları yap boz değildir. Onunla bir kez oynamak, iktidarlara her an alışkanlık kazandırabilir. Nitekim, seçim yasasını seçimden önce değiştirmek, iktidarlar için vazgeçilmez bir yöntem olmuştur.
Günümüz iktidarı AKP, kurulduğu günden beri sorunlar yumağıdır. Partinin genel başkanı siyasette yasaklı olduğu halde partiyi kurmuş, başına geçmiş, yetkili mercilerin ihtarına karşın son ana kadar başkanlık görevinden ayrılmamış, seçim listelerine adını yazdırdıktan sonra yerini Abdullah Gül’e bırakıp seçime de katılamamıştır. Seçim sonrası, Baykal’ın himmet ve lutfu ile Siirt seçimini iptal ettirerek, haksız ve yasa dışı olarak listenin başına oturmuş ve yapılan ara seçimle de meclise girerek, başbakan olmuştur.
Bu süreç başlamadan önce de AKP nin başı, ormanı tahrip etmek ve hazine arazisi üzerine inşaat yapmaktan hüküm giymiş biridir. Orman suçları, affı mümkün olmayan niteliktedir. Daha sonra İstanbul Büyük Şehir Belediye Başkanı olduğunda, sayısız yolsuzluk ve zimmet suçlarından yargılanırken milletvekili dokunulmazlığına sığınmış, seçimler öncesi Baykal’la birlikte katıldığı tartışmada dokunulmazlıkların kaldırılacağına dair de söz vermişti. Ama omuzlarında ağır suçlar yüklü bulunduğundan, bugüne değin dokunulmazlıkların kaldırılmasına asla yanaşmadı ve hiçbir zaman yanaşmayacaktır.
Bu zihniyeti iktidara taşıyan güçler, gün yüzüne çıkmış bulunmaktadır. R.T. Erdoğan’ın emperyalizme verdiği ödünlerle elde ettiği iktidarın tek bir amacı vardır. O da Laik Cumhuriyeti ılımlı İslam Cumhuriyetine dönüştürmektir! Bu işlevini bir anda yerine getiremeyeceğinden, AB kriterlerine sırtını dayayıp, İnsan Hakları ve Özgürlükler adına İslami yaşam tarzını gün be gün halka yansıtmakta ve özendirmektedir. Görüyoruz ki, kendileri iktidar olmadan önce cami önlerinde her Cuma Namazı sonrası Türban ve Filistin halkına destek amaçlı yapılan gösteriler birden bire kesiliverdi. Ama türban ülkenin her yerinde yeni bir moda misali yaygınlaşırken, kamu kuruluşlarında, özellikle kendilerine ait belediyelerde özgürleşiverdi. 22-temmuz-2007 seçimlerinden güçlenerek çıktıktan sonra ( ki, bu seçim de teknik olarak şaibeli) MHP nin yan desteği ile türban lehine anayasa ve yasalara şah dedi.
22 Temmuz seçimleri sonucu aldığı güçle yeni bir anayasa siparişini gündeme getirdi. Daha önce yapılan bu sipariş kendi ulusumuzdan önce ABD’ye gönderilerek denetime ve uygunluk tartışmasına açıldı. Hukuku guguklaştırıp kendi iktidarının devamını sağlamak tek amaç olunca, başbakan için gerisi lafı güzaftır. Anayasa ve hukukun üstünlüğü yerine, kendi çoğunluğunun iradesini millet iradesi olarak tanımlayıp “ben güvenceyim” diyebilmektedir. Kısaca R.T.Erdoğan “devlet benim” mantığını sürekli kullanmakta sakınca görmemektedir. Oysa ulusun iradesi tek bir güce dayanır; bu da anayasal güvencedir.
Yargıtay Başsavcısı ülkede gelişen olayların bir dökümünü yaparak AKP ye beklenildiği gibi beklenmeyen zamanda kapama davası açtı. AKP liler başta genel başkanları olmak üzere vurgun yemiş dalgıç gibi ne yapacaklarını şaşırdılar. Ilımlı İslamın kültür yöneticisi yaptığı sosyaldemokrat (!) kişi, ihanetinin şaşkınlığı içinde, davayı Ergenekon davasının örtüsü ilan etti. Mostra bir kültür, yeni yasa değişikliklerin mostrası olarak karşımıza çıkmış bulundu. Böyle bir davranış hukukun üstünlüğü yerine, iktidar gücünü sayısal üstünlüğe dayalı bir yönetimi, hukuk adına ülkeye musallat edecektir. Amaçlarının bir yansıması olan anayasa değişiklik istekleri, meclisteki sayısal güce sığınmaktan başka anlam içermemektedir. Partilerini kapanmaktan kurtarmanın yolunu, devleti laçkalaştırmakta aramaktadırlar.
İktidar adına anayasa ile oynamak, hiçbir iktidara hayır getirmemiştir. Bunu bildiklerinden, koro halinde karanlıkta ıslık çalar gibi bağırıp çağırmaktadırlar. Bu yük ağırdır, taşımak için güç ve çağdaş kültür ile bilgi ister. Dış güçlerin desteği ile ayakta kalınsa idi, Osmanlı’nın son iktidarı bugün varlığını sürdürürdü. Zira, özgür ve bağımsız bir ulus işbirlikçilerini ve onları kullananları omuzlarında taşıyamaz. Bana tarih bunu öğretti. Beyler ne öğrendi, ben bilemem.
http://www.68dayanisma.org/?page=duyurularv&event=1&ID=1280