Lenin'in sözleridir...
Din, kişinin özel sorunu olarak kabul edilmelidir. Sosyalistler, din konusundaki tavırlarını genellikle bu sözlerle belirtirler. Oysa herhangi bir yanlış anlamaya yol açmamak için bu sözlerin anlamı kesinlikle açıklanmalıdır. Devlet açısından ele alındığı sürece, dinin kişisel bir sorun olarak kalmasını isteriz. Ancak, Partimiz açısından dini kişisel bir sorun olarak göremeyiz. Dinin devletle ilişkisi olmaması, dinsel kurumların hükümete değin yetkileri bulunmaması gerekir.
Herkes istediği dini izlemek ya da dinsiz, yani kural olarak bütün sosyalistler gibi ateist olmakta tamamen özgür olmalıdır. Vatandaşlar arasında dinsel inançları nedeniyle ayrım yapılmasına kesinlikle göz yumulamaz. Resmi belgelerde bir vatandaşın dininden söz edilmesine de son verilmelidir. Kiliseye ve dinsel kurumlara hiçbir devlet yardımı yapılmamalı, hiçbir ödenek verilmemelidir. Bunlar, devletten tamamen bağımsız, aynı düşüncedeki kişilerin oluşturduğu kurumlar niteliğinde olmalıdır. Ancak bu isteklerin kesinlikle yerine gelmesi halinde, kilisenin devlete Rus vatandaşların ise kiliseye feodal bağımlılıklarının sürdüğü, (bügüne kadar ceza yasalarımızda ve hukuk kitaplarımızda yer alan) engizisyon yasalarının var olduğu ve uygulandığı, insanları inançları ya da inançsızlıkları nedeniyle cezalandırdığı, insanların vicdan özgürlüğünü baltaladığı ve kilisenin şu ya da bu afyonlamasıyla hükümetten gelir ya da mevki sağladığı utanç verici geçmişe son verilebilir. Sosyalist proletaryanın modern devlet ve modern kiliseden istediği, kilise ile devletin birbirlerinden kesinlikle ayrılmasıdır.
Kalıcı Bağlantı
Yorum (6)
Yorum yaz!
Size, şu Ergenekon terör örgütü denilen örgütün kimin ifadesine dayanılarak uydurulduğunu anlatacağım.
O zaman Türkiye'de hukukun nasıl siyasallaştırıldığını ve AKP'nin emrine sokulduğunu anlayacaksınız. Ve göreceksiniz ki İlhan Selçuk, Doğu Perinçek gibi isimlerin gözaltına alınması; sıradan bir olay değildir.
Olayın tarikatçilerle cumhuriyetçilerin mücadelesinin yansıması olduğunu kavrayacaksınız. Ve işin gerisinde ABD emperyalizminin bulunduğunu göreceksiniz.
***
Önce işin savcı boyutuna bakalım:
Ergenekon adı verilerek Türk kimliğinin kötü gösterilmek istendiği bu operasyondan sorumlu Savcı Zekeriya Öz'ü de Hakimler ve Savcılar Yüksek Kurulu'na şikayet ediyorum.
Çünkü, bu davanın iddianamesi veya iddianamenin nasıl olacağı yolunda, dinci/tarikatçi gazetelere ve burada çalışan özel görevli köşe yazarlarına bilgi sızdırılmıştır.
Bunu en açık biçimde, hükümetin sözcüsü gibi yayın yapan Yeni Şafak Gazetesi Yazarı Fehmi Koru'nun yazdıklarından anlıyoruz. Fehmi Koru; nasıl bir gelişme olacağını operasyonlardan önce yazmıştır.
Fehmi Koru, Bilderberg toplantılarına eklenerek Amerikan görevlisi haline getirilmiş isimlerden birisidir.
Yine Uzan'lardan alınıp Fethullahçı kesime verilen Star Gazetesi de bu sızdırılmış bilgileri kullanmaktadır. Bu gazeteye Ankara Temsilcisi yapılan Şamil Tayyar isimli kim olduğu bilinmeyen bir şahıs, iddianameyi sanki kendisi yazmış gibi ipuçlarını köşesine aktarmıştır. Ve polis şefi edasıyla da savcılara sanki yön vermektedir. Yine Fethullahçı sermayenin yayımladığı Bugün Gazetesi'nde operasyon daha yapılmadan iki önemli isimle ilgili haber yapılmış ve bu manşetten verilmiştir.
Yine Fethullahçı sermayenin eline geçen Sabah Gazetesi'nde Ergenekon operasyonu ile ilgili iddialar ayrıntısıyla yer almıştır.
Fethullahçılar'ın, eline Taraf diye bir gazete verdikleri, sözde solcu, Amerikan kovboyu Ahmet Altan, operasyondan önce Hitler subayı gibi, 'Darbeci Kemalistler'e Türkiye'yi dar edeceğiz!' diye köşesinde esip gürleyerek, iddianameden haberdar olduğunu açığa vuruyordu.
Demek ki bu hükümet yanlısı tarikat gazetelerine, bunların çıkarcı yazarlarına bilgi sızdırılıyor. Bu gazeteler de elde ettikleri bu bilgileri çarpıtarak dürüst, vatansever, namuslu cumhuriyetçileri karalıyorlar.
Şimdi Savcı Öz'e soruyorum: Bu, adalet midir?
TUNCAY GÜNEY
Ergenekon suçlamasında dayanak noktalarından birisi de Tuncay Güney'in ifadesi...
Tuncay Güney'i iyi tanırım. Onu size anlatayım da şu Ergenekon çetesinin nasıl uydurulduğunu anlayın:
1995-96'da ben Akşam Gazetesi'nde yazardım o ise muhabirlik yapıyordu. Gazetenin Genel Yayın Yönetmeni Behiç Kılıç idi. O dönemde sert bir ANAP-DYP rekabeti vardı.
Özer Çiller; Behiç Kılıç'a bir fotoğraf gönderir ve bunun gerçek olup olmadığını bir gazeteci gözüyle incelemesini rica eder. Fotoğraf'ta Mesut Yılmaz bir toplantıdan çıkmaktadır ve arkasında da Abdullah Çatlı gözükmektedir.
Bu fotoğrafı, Afyon'dan milletvekilliği yapmış bir DYP'li, ANAP Lideri Mesut Yılmaz'a karşı kullanılması için 20 bin dolara birisinden satın almıştır.
Behiç Kılıç, Mustafa Dolu gibi gazetecilerin incelediği bu fotoğrafın kurgu (sahte) olduğu anlaşılır. Ve nereden geldiği araştırılınca da Tuncay Güney'e ulaşılır... Bu fotoğraf sahtekarlığı hakkında Mesut Yılmaz'dan başka Yaşar Okuyan'ın da bilgisi vardır.
Tuncay, Fethullah Gülen'in Zaman Gazetesi'nde çalışmış (yetişmiş) birisidir. Oradan; Mehmet Ali Ilıcak aracılığıyla Akşam'a aktarılmıştır.
Bu sahtekar, Kuzey Irak'a gideceğim, Talabani ile röportaj yapacağım diye Akşam Gazetesi'nden iyi bir para alır; gider; bir hafta sonra döndüğünde; Talabani'nin çok ötelerinde, ilgisiz bir yerde göründüğü bir fotoğraf vardır elinde. Röportajı da oturmuş; masa başında yazmıştır. Bu yüzden ikinci kez hırpalanır...
Tuncay; bununla da yetinmez... Akşam Gazetesi'nin arşivinde bulunan Susurlukçularla ilgili meşhur fotoğrafı çalar, Radikal Gazetesi'ne satar.... Ve bu anlaşılınca da kaçar...
İnanmayan varsa Tercüman Gazetesi Başyazarı Behiç Kılıç'a veya Akşam Yazarı Mustafa Dolu'ya sorabilir.
Tuncay Güney; şimdi Kanada'da imiş... Ve Yahudiliğe hizmet etmekte imiş... Tanrısal İsrail'in kurulması için çalışıyormuş. Yani Nil'den Fırat'a kadar uzanan toprakların Yahudi egemenliğine geçmesi için mücadele eden bir gönüllü imiş o. Dünkü; Yeni Şafak Gazetesi Tuncay'ın Yahudileştiğini haber olarak verdi de Ergenekon Savcısı'na sormadı: 'Ey Zekeriya Bey; böyle sahtekar ve yabancı ajanı birisinin ifadesine dayanarak sen nasıl iddianame hazırlarsın?'
Behiç Kılıç, diyor ki: 'Tuncay; sersem sepelek bir tipti. Bize Fethullahçılardan, Amerikan Elçiliği'nden, bazı askerlerden güya haberler getirirdi. Belliydi ki isteyen istediği gibi kullanıyordu.'
Bağlantıyı görüyor musunuz? Fethullah mektebinde yetiştirilen ve şimdi Yahuduliğe hizmet eden bir sahtekar var karşımızda. Bu kişiden alınan ifadeler kullanılarak Veli Küçük üzerinden Cumhuriyet Gazetesi ve İşçi Partisi terör örgütü üyesi gösterilmeye çalışılıyor.
Olayın Amerika'da pişirilip Fethullahçılar üzerinden polise (Polisteki Fethullahçı isimleri Aydınlık yayımlamıştı) ve adliyeye (Şu Van savcısı Ferhat Sarıkaya'yı hatırlayın) intikal ettirildiğini acaba anlayabiliyor muyuz?
Ve okuyucularıma bir soru: Savcı Zekeriya Öz, Tuncay Güney'in kimliğini anladıktan sonra iddianamesini değiştirmeli mi değiştirmemeli mi?
Kalıcı Bağlantı
Yorum (1)
Yorum yaz!
Böyle bir parti kurulmamalıydı bile
AKP’liler ve işbirlikçileri Anayasa Mahkemesi’ni etkilemeye çalışıyorlar:
“Halkın %47’sinin oy verdiği bir partinin kapatıldığı hangi demokraside görülmüştür.”
İlk bakışta çok mantıklı gözüken bu itiraz aslında son derece çarpık bir faşist anlayışı yansıtmaktadır.
Hatırlanacağı gibi Tayyip Erdoğan Şeriatçı hareketin demokrasiyi kullanma taktiğini yıllar önce çok açık bir şekilde ortaya koymuştu:
“Demokrasi tramvay gibidir, ineceğiniz yere kadar biner gidersiniz.”
Herhalde bu söz kadar faşizmin demokrasiye yönelik evrensel tavrını güzel özetleyen bir özdeyiş yoktur.
Dolayısıyla demokrasi açısından skandal olan, %47 oy almış faşist bir partinin kapatılması değil, tam tersine o partinin bu noktaya kadar gelmesine izin verilmesidir.
Hatta Türkiye’de demokrasinin en büyük çarpıklığı böyle bir partinin kurulmasına bile izin verilebilmesidir.
Dünyada hiçbir demokrasi kendi devletini, anayasal rejimi, kamu düzenini ve demokrasiyi yıkmaya niyetlenen bir partinin kurulmasına izin vermez.
Bırakın izin vermeyi, böyle bir parti kurmaya cüret edenlerin ilk günden yakalarından tutulur, ya tımarhaneye ya da mapushaneye tıkılırlar.
Ancak Türkiye’de demokrasi adı altında öyle çarpık ve hukuksuz bir rejim işlemektedir ki; kendi devletine düşman, kendi ülkesinin sınırlarına karşı çıkan, kendi Cumhuriyetini yıkmak isteyen insanlar açıkça parti kurabilmektedir.
Parti kurmayı bir yana bırakın, önce belediyeleri, sonra merkezi iktidarı alabilmektedir. Ve en sonunda da Anayasa’yı da ortadan kaldırıp, tüm Cumhuriyet ve demokrasi güçlerini faşist bir dikta altına sokmayı tasarlayabilmektedir.
Bu garabete artık son verilmek zorundadır. Yoksa iş öyle bir noktaya gelmiştir ki, AKP kendisini yaratan demokrasi maskeli Batı uydusu bu garip sistemi de ortadan kaldıracaktır. Türkiye’de şekilsel demokrasiden bile eser kalmayacaktır.
Ali Özsoy
Kalıcı Bağlantı
Yorum (1)
Yorum yaz!
VICIK VICIK BİR SİYASET [ M. Zihni Çetiner ]
12-Eylül-1982 seçimlerinden sonra iktidar olan Turgut Özal bir gün “anayasayı bir kere delmekle bir şey olmaz” demişti. İşte siyasetteki cıvıma, o gün başlamış oldu. Çünkü, toplumsal uzlaşmanın temel taşları olan anayasa maddeleri, çocukların oynadıkları yap boz değildir. Onunla bir kez oynamak, iktidarlara her an alışkanlık kazandırabilir. Nitekim, seçim yasasını seçimden önce değiştirmek, iktidarlar için vazgeçilmez bir yöntem olmuştur.
Günümüz iktidarı AKP, kurulduğu günden beri sorunlar yumağıdır. Partinin genel başkanı siyasette yasaklı olduğu halde partiyi kurmuş, başına geçmiş, yetkili mercilerin ihtarına karşın son ana kadar başkanlık görevinden ayrılmamış, seçim listelerine adını yazdırdıktan sonra yerini Abdullah Gül’e bırakıp seçime de katılamamıştır. Seçim sonrası, Baykal’ın himmet ve lutfu ile Siirt seçimini iptal ettirerek, haksız ve yasa dışı olarak listenin başına oturmuş ve yapılan ara seçimle de meclise girerek, başbakan olmuştur.
Bu süreç başlamadan önce de AKP nin başı, ormanı tahrip etmek ve hazine arazisi üzerine inşaat yapmaktan hüküm giymiş biridir. Orman suçları, affı mümkün olmayan niteliktedir. Daha sonra İstanbul Büyük Şehir Belediye Başkanı olduğunda, sayısız yolsuzluk ve zimmet suçlarından yargılanırken milletvekili dokunulmazlığına sığınmış, seçimler öncesi Baykal’la birlikte katıldığı tartışmada dokunulmazlıkların kaldırılacağına dair de söz vermişti. Ama omuzlarında ağır suçlar yüklü bulunduğundan, bugüne değin dokunulmazlıkların kaldırılmasına asla yanaşmadı ve hiçbir zaman yanaşmayacaktır.
Bu zihniyeti iktidara taşıyan güçler, gün yüzüne çıkmış bulunmaktadır. R.T. Erdoğan’ın emperyalizme verdiği ödünlerle elde ettiği iktidarın tek bir amacı vardır. O da Laik Cumhuriyeti ılımlı İslam Cumhuriyetine dönüştürmektir! Bu işlevini bir anda yerine getiremeyeceğinden, AB kriterlerine sırtını dayayıp, İnsan Hakları ve Özgürlükler adına İslami yaşam tarzını gün be gün halka yansıtmakta ve özendirmektedir. Görüyoruz ki, kendileri iktidar olmadan önce cami önlerinde her Cuma Namazı sonrası Türban ve Filistin halkına destek amaçlı yapılan gösteriler birden bire kesiliverdi. Ama türban ülkenin her yerinde yeni bir moda misali yaygınlaşırken, kamu kuruluşlarında, özellikle kendilerine ait belediyelerde özgürleşiverdi. 22-temmuz-2007 seçimlerinden güçlenerek çıktıktan sonra ( ki, bu seçim de teknik olarak şaibeli) MHP nin yan desteği ile türban lehine anayasa ve yasalara şah dedi.
22 Temmuz seçimleri sonucu aldığı güçle yeni bir anayasa siparişini gündeme getirdi. Daha önce yapılan bu sipariş kendi ulusumuzdan önce ABD’ye gönderilerek denetime ve uygunluk tartışmasına açıldı. Hukuku guguklaştırıp kendi iktidarının devamını sağlamak tek amaç olunca, başbakan için gerisi lafı güzaftır. Anayasa ve hukukun üstünlüğü yerine, kendi çoğunluğunun iradesini millet iradesi olarak tanımlayıp “ben güvenceyim” diyebilmektedir. Kısaca R.T.Erdoğan “devlet benim” mantığını sürekli kullanmakta sakınca görmemektedir. Oysa ulusun iradesi tek bir güce dayanır; bu da anayasal güvencedir.
Yargıtay Başsavcısı ülkede gelişen olayların bir dökümünü yaparak AKP ye beklenildiği gibi beklenmeyen zamanda kapama davası açtı. AKP liler başta genel başkanları olmak üzere vurgun yemiş dalgıç gibi ne yapacaklarını şaşırdılar. Ilımlı İslamın kültür yöneticisi yaptığı sosyaldemokrat (!) kişi, ihanetinin şaşkınlığı içinde, davayı Ergenekon davasının örtüsü ilan etti. Mostra bir kültür, yeni yasa değişikliklerin mostrası olarak karşımıza çıkmış bulundu. Böyle bir davranış hukukun üstünlüğü yerine, iktidar gücünü sayısal üstünlüğe dayalı bir yönetimi, hukuk adına ülkeye musallat edecektir. Amaçlarının bir yansıması olan anayasa değişiklik istekleri, meclisteki sayısal güce sığınmaktan başka anlam içermemektedir. Partilerini kapanmaktan kurtarmanın yolunu, devleti laçkalaştırmakta aramaktadırlar.
İktidar adına anayasa ile oynamak, hiçbir iktidara hayır getirmemiştir. Bunu bildiklerinden, koro halinde karanlıkta ıslık çalar gibi bağırıp çağırmaktadırlar. Bu yük ağırdır, taşımak için güç ve çağdaş kültür ile bilgi ister. Dış güçlerin desteği ile ayakta kalınsa idi, Osmanlı’nın son iktidarı bugün varlığını sürdürürdü. Zira, özgür ve bağımsız bir ulus işbirlikçilerini ve onları kullananları omuzlarında taşıyamaz. Bana tarih bunu öğretti. Beyler ne öğrendi, ben bilemem.
http://www.68dayanisma.org/?page=duyurularv&event=1&ID=1280
Kalıcı Bağlantı
Yorum (3)
Yorum yaz!
| SIRA SİZE GELECEK [ Bekir COŞKUN Hürriyet 22 MART 2008 ] |
bcoskun@hurriyet.com.tr
Sıra size gelecek...
TÜM bu olanlara şaşırmayın.
Bunlar olacaktı.
Çünkü karşı devrimdir bu...
Niçin anlamıyorsunuz?..
*
Türkiye’nin son yıllarda yaşadığı hiçbir zaman sıradan siyasi çekişmeler değildi.
Rejimdi ortada olan.
Laik cumhuriyeti yıkıp, ABD’nin BOP projesi kapsamında "Ilımlı İslam" modelini kurmak isteyenler, masum maskeleriyle gelip saf kitleleri arkalarına alarak, önce siyasi iktidarı, yerel yönetimleri, bürokrasiyi... Peşinden bağımlı-bağımsız örgütleri-kurumları-kuruluşları ellerine geçirdiler.
Sonra en dibinden tepesine kadar devleti...
Sizler her sabah uyandığınızda bir başka parçanın "elden gittiğini" gazetelerden okumadınız mı?
Ya da o "Kanlı mı olacak, kansız mı?" sinyalini nasıl anlamadınız?
Adım adım geliyordu karşı devrim.
*
Ve uyuyordu Türkiye.
Gaflet de vardı, ihanet de...
Kimisinde; Batı medeniyetinden nefret eden dincilerin, Türkiye’yi AB’ye taşıyacağını umacak kadar ahmaklık...
Kimisinde; kendi çıkarını Türkiye’nin geleceğinden daha önde görecek kadar alçaklık...
Ama en çok; küçük pis hesaplar, değmez çıkarlar, basit ikbal beklentileri içinde olan aydınlar yaktılar Türkiye’nin canını. Biz onlara "aydınların ihaneti" diyorduk bu köşelerde.
*
Olan oldu.
Bu gördükleriniz; direnen, cumhuriyet devrimine ihanet etmeyen, boyun eğmeyen, yürekli, yiğit insanların temizlenmesi aşamasıdır.
Daha çok şey göreceksiniz.
Daha sabahlar çok beter haberlere gebe...
Sinmeyen, pısmayan, çocuklara sözü ve yüreği olan, vatana sevdalı insanların başlarına örülen entrikaları ve kirin-pasın içine sürüklenişlerini daha çok duyacaksınız.
Hálá anlamayan-görmeyen varsa...
Uzun sürmez...
Sıra gelecek. |
Kalıcı Bağlantı
Yorum (1)
Yorum yaz!
1982 Anayasası üzerinde 26 yılda yapılan 16 değişikliğin 9'unun mimarı AKP hükümeti, anayasa değişikliklerini partinin önündeki engelleri kaldırmak için kullandı. Anayasa Mahkemesi'ne açılan kapatma davasını etkisiz kılmak için bugünlerde yine anayasa değişikliğine hazırlanan AKP, daha önce de Başbakan Tayyip Erdoğan'ın siyasi yasağının kaldırılması ve Abdullah Gül'ü ilk denemede cumhurbaşkanı seçtiremeyince cumhurbaşkanının halk tarafından seçilmesi için anayasa değişikliği yapmıştı. AKP, üniversitelerde türban yasağını fiili olarak kaldıramayınca yine çözümü anayasayı değiştirmekte buldu...
Cumhuriyet Gazetesi
Kalıcı Bağlantı
Yorum (yok)
Yorum yaz!
Milli Eğitim Bakanı Hüseyin Çelik, daha önce yaptığı açıklamada, ÖSS'nin kaldırılması ve her yıl Seviye Belirleme Sınavı yapılarak yüksek öğrenime öğrenci alınması konusunda, Eğer ÖSS sistemini ilköğretimde uyguladığımız SBS'ye benzetirsek, ki hükümetimizin programında bunun böyle olacağı ifade edilmektedir. O zaman hayat eşittir 180 dakika olmayacak. YÖK ile oturup bunları daha ayrıntılı konuşacağız demişti. Yine söylediklerini unuttu ve unutturdu. Eğitim sisteminin tüm çarpıklıklarına rağmen temelsiz, yüzeysel değişikliklerle meşgul olan AKP, dershanelere gerek kalmayacak derken üç sene üst üste dershaneye gitmeyi gerekli kılacak uygulamalar getiriyor. TV'lerde çıkıp onu kaldırdık, bunu bitirdik diye ahkam kesiyor. Fakat sadece ismini değiştiriyor. AKP istediği ismi yakıştırsın kendi sistematiğine fakat her sene sınav ve her sene dershaneden başka bir tanımı yok bunların. Her sene sınav sistemi değil bize ait bir yaşam istiyoruz.
Feride Eryaman - Dev-lis
Kalıcı Bağlantı
Yorum (yok)
Yorum yaz!
Türkiye’nin bağımsızlığından başka bir şey istemedim. Ve bu sebeple Amerikan emperyalizmine ve işbirlikçilerine karşı mücadele verdik. Bundan dolayı da ölümden korkmuyoruz. Onu ancak işbirlikçiler düşünsün. Ve ancak onlar kendi canının telaşına düşsün. Ve ben 24 yaşındayken kendimi Türkiye’nin bağımsızlığına armğan etmekten onur duyuyorum. Bu bağımsızlık düşüncesini mezara kadar götüreceğiz.
Sayın Savcı,
1. Amerikan emperyalizmi gayrî millîdir.
2. Ona ortaklık edenler halkımıza ihanet etmişlerdir.
3. Emperyalizme karşı mücadele suç değildir, silahlı mücadele ise Anayasayı ihlâl değildir.
4. Gayrî millî olan emperyalizm ve ortaklarının sömürüsü, Anayasaya aykırıdır.
Buna göre iki şey var:
1. Eğer belli bir hata sonucu, iddianame ve mütalaayı hazırladınızsa, dikkatli
olunuz; idamını istediğiniz kişiler kasaplık koyun değildir ve siz savcısınız…
2. Yok eğer yaptığınızın bilincinde iseniz; yolunuz açık olsun.
İçişleri Bakanı Haldun Menteşoğlu ile
Deniz Gezmiş arasında geçen konuşma
Menteşoğlu: Neden yola çıktın bu genç yaşta?
Deniz: İnandığım dava uğrana mücadele veriyorum. Sizin yüzünüzden mücadele veriyorum.
Menteşoğlu: Nereye gidiyordunuz?
Deniz: Devrime
Menteşoğlu: (Eliyle duvardaki haritada Sivas'ı işaret ederek) Devrim o tarafta mı?
Deniz: Devrimin o tarafı, bu tarafı yoktur. Her taraftan gelir.
Menteşoğlu: Parayı ne yaptın?
Deniz: Türkiye Halk Kurtuluş Ordusu paranın gereğini yapacaktır.
Menteşoğlu: Halk Kurtuluş Ordusu nedir? Türkiye'de bir tek ordu vardır o da Cumhuriyet ordusudur
Deniz: Hükümetinizin istifasından belli.
Menteşoğlu: İşte bu pejmurde adam Türkiye Halk Kurtuuş Ordusu'nun kahraman kumandanıymış. İyi bakın kılığına kıyafetine suratına.
Deniz: Kahramanım tabii.
Menteşoğlu: Kimin kahraman olduğu belli olmadı mı?
Deniz: Belli oldu. Kahraman olduğunuz için istifa ettiniz değil mi?
Kalıcı Bağlantı
Yorum (1)
Yorum yaz!
AKP’nin hikmetinden sual olunur! [ MELİKE İLGÜN GAZETEPORT 18 Mart 2008 ]
Sansür bütün ağırlığıyla Türkiye’nin sırtındaydı. Basının tüm kaleleri bir bir ele geçirildi. Çatlak tüm sesler susturuldu, susmayanlar işten çıkarıldı. Karikatür dergilerine bile art arda dava açıldı. Her yerde sansür vardı ama özgürlük getiriyoruz diye pazarlandı. Hiçbirinizin sesi çıkmadı.
Açlık sınırı yükseldikçe yükseldi. Aralık 2002’de 337 milyon YTL olan dört kişilik ailenin açlık sınırı 775 YTL’ye çıktı. Son üç yılda kiralar yüzde 74.2, dolmuş fiyatı yüzde 52.7, devlet hastanesinde ameliyat fiyatı yüzde 64.6 yükseldi. Ama enflasyon oranı alınırken mesela maç biletlerine, mesela çamaşır iplerine göre hesaplama yapıldı. Kişi başına düşen gelir 7500 dolar yalanlarıyla gazete manşetlerinden Türkiye kandırıldı. Hiçbirinizin sesi çıkmadı.
Hızlandırılmış trenler hızlandırılmış tabutlara döndü. Kanalizasyon çukurlarında art arda çocuklar öldü. Topraktan zehirli variller çıktı. Hiçbirinin gerçekten hesabı sorulmadı. Unutuldu, unutturuldu. Hiçbirinizin sesi çıkmadı.
Anadolu’da içkili yerlerin ruhsatları ellerinden alındı. Kırmızı sokak uygulamalarına göz kırpıldı. Belediye tesislerinde harem selamlık aldı yürüdü. Memlekete basketbolu sevdiren bira firması sponsorluk vergisi adı altında bin bir numarayla basketboldan vazgeçme noktasına bile getirildi. Hiçbirinizin sesi çıkmadı.
Sosyal güvenlik yasası adı altında çalışanın canına okumanın hesapları yapıldı. Yasaya karşı çıkan sendikalara gözdağı verildi, eyleme katılacak olanlar bakanlar tarafından tehdit edildi. Yıpranma hakkı gasp edildi. Hiçbirinizin sesi çıkmadı.
Yerel seçimlerde AKP İzmir’i alabilsin diye yeni yeni ilçeler yaratıldı. AKP’ye oy vereceği tahmin edilen ilçeler ile vermeyeceği tahmin edilen ilçeler birbirine karıştırıldı. Hiçbirinizin sesi çıkmadı.
Memlekette ne varsa babalar gibi satıldı. Ülkeyi yönetmekle mükellef olanlar görevini şaşırdı, kendini ülkeyi pazarlamakla mükellef sandı. “Deliğe süpürmeyin, bu adamı kullanın” dendi. Hiçbirinizin sesi çıkmadı.
Kuzey Irak’ta Türk askerinin başına çuval geçirildi. PKK tarafından kaçırılan er Coşkun Kırandi 25, polis memuru Hakan Açıl 110 gün rehin edildi. Üstüne bir de 8 askerin kaçırılması, sonrasında da törenlerle salınması geldi. Hiçbirinizin sesi çıkmadı.
301’e kimse dokunmadı. Sansüre kimse dokunmadı. Cinsiyet ayırımına kimse dokunmadı. Bir tek özgürlük vardı. Onun da adı türbandı. Türbandan yana isen özgürlükçü, karşı isen faşisttin. Tüm Türkiye bir metrekare bezin ucunda sallandı da sallandı. Hiçbirinizin sesi çıkmadı.
Bunlar demokrasi ayıbıydı, hukuk ayıbıydı, ahlak ayıbıydı, ayıbın kendisiydi, düpedüz ayıptı, ayıp!
Ama nedense AKP’nin hikmetinden sual olunmazdı.
Sustunuz!
Şimdi biri çıktı, sadece “Ne oluyor yahu?” dedi diye bir gürültü, bir tantana…
Siz, bunca demokrasi ayıbına başını çevirenler, hep bir ağızdan “Bu bir demokrasi ayıbıdır” demeye başladınız.
Oysa yapılan sadece demokrasinin gereğiydi.
Bu ülkede yasama varsa yürütme varsa yargı da vardı.
Ve elbet AKP’nin hikmetinden sual de olunurdu.
O yüzden şimdi de en iyi bildiğiniz şeyi bir kez daha yapınız.
Susunuz!
Bırakınız yargı işini yapsın!
Kalıcı Bağlantı
Yorum (yok)
Yorum yaz!
« Önceki ::